DOĞAL BİTKİLERLE EVDE NASIR TEDAVİSİ

Nasır sürekli sürtünme ve baskı sonucunda derinin kendini korumak amacıyla ürettiği acı veren boynuzsu bir tabakadır. Nasır küçük olmasına rağmen oldukça acı verdiğinden insanı kolayca yıkacak kadar güçlüdür. Ancak evde uygulayacağınız basit bir yöntemle bu sorundan kurtulabilirsiniz. Deriyi yumuşatmak için alın bir leğen, içini sıcak suyla doldurun, güzel kokulu bir de sabunla köpürtün ve 15 dakika boyunca ayaklarınızı bu suda tutun. Ponza taşı ya da ıslak lif ile nasırlı bölgeyi iyice ovun. Bu uygulamaları düzenli hale getirirseniz, derinin kalınlığını ve nasırını kolayca kaldırabilirsiniz. Bunları yaptığınızda ayaklarınızın rahatladığını ve nasırların geçtiğini göreceksiniz.
Eğer nasırlarınız size çok acı veriyor ve rahatsız ediyorsa doktorunuzun gerekli görmesi halinde, iyi bir pedikürcü onları tedavi eder. Ama lütfen hiçbir zaman dağlamayın, kökünden sökmeyin ve asit kullanmayın. Acıyı dindirme çarelerinden biri de adeta deri üzerindeki keratinli kütleyi “eritecek” olan zeytinyağına batırılmış dövülmüş sarımsak uygulamaktır (ya da bademyağı). Aynı zamanda kızgın ütüden geçirilmiş lahana yaprakları veya soğan çekirdeğinden lapa da çabuk iyileşmeyi sağlar.
Şifalı bitkilerle geleneksel nasır tedavileri :
Taze incir yapraklarından üst üste friksiyon yapmak. 1 litre kırmızı şarap veya sert sirkeye yatırılarak birkaç gün bekletilmiş 2 avuç duvar sarmaşığından kompres.
Mucize reçete: Sarımsak uygulaması. Ama aynı zamanda taze aynısafa çiçeklerinden de iyi sonuç elde edilebilir. Onun yerine litre başına 5 tutam demleme suyunda dinlenmiş aynısafa çiçekleri de olabilir. Aynı zamanda nasırın üzerine kırlangıçotu özü de uygulanabilir

KEPEĞE KARŞI ISIRGANOTU

 Başta kanser olmak üzere, kansızlık, böbrek taşı, romatizma, varis gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılan ısırganotu, sorunlu saçların da ilacı. Isırganotu, sağlığımız üzerindeki yararlarının yanı sıra; ergenlik sivilcelerini yok ediyor, saçları canlandırıyor dökülmesini önlüyor, sıkılaştırıyor ve kepeği gideriyor.
1- Yarım litre taze kaynatılmış su içine, 5 poşet ısırganotu çayını ilave edin. Kabın ağzını kapatın ve 5-10 dakika demlendirip, soğutun. Elde ettiğiniz bu infüzyonu saçlarınızı yıkayıp duruladıktan sonra durulama suyu olarak kullanın. Saç diplerine yapacağınız masaj, zaman içinde saç kaybını önler, saçları güçlendirir ve kepek oluşumuna engel olur. Ayrıca bu infüzyonu tonik olarak kullandığınızda cildiniz de sıkılaşır.
2- 100 gram dulavrat otu kökü, 100 gram ısırganotu kökü ve 60 gram simsir ağacı yaprağını iki litre sirke içine bırakın. Bitkileri sekiz gün sıcak bir yerde dinlendirdikten sonra süzün. Elde edeceğiniz sıvıyla kafa derisine masaj yapın. Düzenli olarak yapacağınız masaj sayesinde saçlarınız kısa zamanda eski gücüne kavuşacak.
3- Kepeğe karşı 2 bardak dolusu kaynar derecedeki suya 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış hindiba çiçeği(sarı saçlara), veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırganotu yaprağı(kumraldan esmere kadar) ekleyin ve soğuyana kadar demlenmeye bırakın. Sonra süzün ve saçlarınızı durulanırken, kafa derisine de hafif masaj yapın.
4. Kafa derisi kaşıntısına karşı ¼ litre elma sirkesi kaynama derecesine kadar ısıtın (ama kaynatmayın) ve içine 1 avuç dolusu ısırganotu yaprağı ekleyin. 15 dakika demlendikten sonra süzün, saçlarınızı bu suyla durulayın ve kafa derisine masaj yapılır.

Zayıflama Diyetleri Çöpe ücretsiz e-kitap (39)

“DOĞRU BESLENME DAVRANIŞLARINI” ÇÖPE ATIYORUM !
“Zayıflamak”… sayfa 160-163

… Küçük tabaklarda minicik çatallarla yemeliymişim! Yutmadan önce iyice çiğnemeliymişim! Yemeğin ortasında mola alıp bir gezinip gelmeliymişim! Son lokmaları bitirmek için 20 dakika beklemeliymişim! Yemek biter bitmez hemen sofrayı terk etmeliymişim!
Tencereyi masada bırakmamalı, artanları hemen atmalı, planda olmayan ikramları reddetmeli, her yemekten önce yoga moga rahatlama alıştırmaları yapmalıymışım!
Gıda alış verişlerimi tok karnına, tokken özenle hazırladığım liste doğrultusunda yapmalı… hazırlaması kolay besinleri listemden çıkartmalı, ancak listemdekileri almama yetecek kadar parayla alış verişe çıkmalı, kredi kartımı evde bırakmalıymışım!
Evin orasına burasına besinleri dağıtmamalı, tehlikeli-şişmanlatan besinleri zaman yitirmeden çöpe yollamalı, kalanları gözümden uzak, ulaşılması zor bir yere yerleştirmeliymişim!
Davetlere gitmeden önce düşük kalorili besinlerle karnımı doldurmalı, restoranlarda ne yiyeceğimi önceden planlamalı, masada ekmek sepetine uzak oturmalı, su sürahimi ise yamacımdan ayırmamalıymışım.
Öğün atlamamalı, acıkayım acıkmayayım kahvaltıdan vazgeçmemeli, sık ama az yemeli, akşam sekizden sonra ağzıma sudan başka hiçbir şey koymamalıymışım!
Erken yatmalı, beni yedirebilecek “sözde dostlarımdan” uzak durmalı, yeni yol arkadaşları edinmeli, güvendiğim uzmanlardan destek alarak “kilo sabotajcılarımı” Taksim Meydanı’nda ibret-i alem olsun diye üçer beşer …,
Sabah akşam dere bayır koşmalı, ama yorgun olmamalı, endişelenmemeli, depresyona girmemeli, kızmamalı, sinirlenmemeli… yoluma da her koşulda devam etmeliymişim!
Veee… yememek için aldığım bunca önleme rağmen yine de yersem tevekkülle durumu kabullenmeli, kendimi üzüp hırpalamamalıymışım!
Ne’yim ben? Pavlov Amca’larının kuçu kuçu’su mu? Elim yemeğe gittiğinde elektrik verecek aleti satmaya kalkışsalar alacak hale gelmiştim… önlemlere rağmen değil, önlemler yüzünden yeme delisi olmuş, tırlatmanın sınırları ile merhabalaşmaya başlamıştım…
Hepsi çöpe! “önlemleri, doğruları, kuralları…ne varsa!”

Sanırım farkındasınız, “kompülsiyonlarla” mücadele ediyoruz, yani kontrol kayıpları ile yemek yemeleri -azaltmayı demiyorum- ortadan kaldırmayı hedefliyoruz.

Kontrol kayıplarına, denetimi sıkılaştıracak yeni ve giderek sertleşen tedbirlerle karşı koymaya çalışmak yerine… kendi kuyumuzu kendimiz kazmakta ısrar etmek yerine…
Kompülsiyonların ortaya çıkmasına yol açan nedenlerin, gelişip artmalarına yol açan koşulların köküne kibrit suyu ekmekle meşgulüz.
Uğraşılarımız meyvelerini vermeye başladı bile…

Karnınızın doyması, doymaya başlaması… tekrar gibi olacak ama, kıtlığın kaybolmaya yüz tutması, kontrol kayıpları ile yemelerin önce azalıp sonra kaybolmasının, biyolojik temelini oluşturuyor. Daha basit söylemeye çalışalım: Doymanız ve bundan sonra aç kalmayacağınızı bilmeniz sizi yemekten kaçmaya çalışırken yemek peşinde koşmak zahmetinden kurtarıyor. Organizmanız sizi arkadan itmekten vazgeçiyor.

Ama bir de alışkanlıklar, kafanıza yerleştirilmiş inanışların davranışlarınızdaki tortuları var uğraşmamız gereken. Hani canım, hepiniz bilirsiniz… yıllar yılı ambalajlanıp paketlenip sizlere “doğru beslenme davranışları” diye satılan…
Siz uymaya çalıştıkça (diyetçilerin umut ettikleri, bilerek programladıkları) etkilerini beslenmenizde göstermekte gecikmeyen… siz “bilinçlendikçe” hayatınızı 32 kısım tekmili birden sulu göz bir “kompülsiyonlar dizisi”ne dönüştüren… öğütleyenlere bol kazançlar, size ise bol suçluluklar sağlayan “kurallar manzumesi”nden bahsediyoruz…

Geldiğiniz aşamada “bu doğru beslenme davranışlarının” nelere yol açtığını görecek, tartacak malzemeye sahip olduğunuzu tahmin ettiğimden… hepsi çöpe, diyoruz.

Kıyamam, üzerlerine not aldığım kağıtların hatıra değeri var, derseniz… bizden OK! Bakar bakar, tersini yapar, böylece de hâlâ kaldıysa, son kompülsiyonlarınızdan süratle kurtulursunuz…