Acıbakla Acıçiğdem Adaçayı Gece Terlemeleri Adamotu Ahlat Akdiken



AKUPUNKTUR VE SİGARA BIRAKMA

Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?
Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
Sigarayı Neden Bırakalım?
Sigara neden zararlı?
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?
Sigarayı bırakma yolları nelerdir?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?

Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?
Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.

İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin - endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması budur.

Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.
Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini kazanır.

Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?
Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.

Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
%90 - 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.

Sigara neden zararlı?
Tütün kullanımı yaklaşık 200 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950’li yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten zararlı olduğunu ortaya çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı yüzlerce (bu sayı abartılmamıştır) madde bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bunların en çok bilinenlerinden birkaç tanesi ; amonyak, terebentin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal, hidrojen siyanür, radon, polenyum, deterjanlar…
Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine konserojen maddeler arasındadır.
Kalıp - Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını arttırır. Yani kalbin yükünü ve oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan zehirli bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek kanda bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle oksijene gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz ve işi çok daha zorlaşır.

Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkları şöyle sıralıyalım: Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum sistemi kanserleri, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser, mesane kanseri.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 1 milyar 100 milyon insan sigara içiyor. Erkekleri %47si, kadınların %12’si sigara tiryakisi. Ayrıca, son yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten daha fazla bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Bu da dünyaya yeni gelecek nesillerin sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre, dünyada yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.
Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor. Örneğin; akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği heryerde söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen bir tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların biraz fazla abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle: Akciğer kanserinin 4 türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır. Bunların içinde sigara kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60) zaten en sık görülen kanser türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise, çok daha az oranda görülen bir kanser türüdür.

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara’dan fazla içenlerin %40’ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara içmeyenlerde bu oran %15’dir.

Bir de pasif içici kavramı var. Sigarayı içen kişi, eğer filtreli sigara içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini engelleyebilir. Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir süzgeçten geçmediği için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana maruz kalan ve pasif içici denilen kişiler de tehlike altındadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, sigarayı içen kişi de havaya yayılan bu dumanı yine solumaktadır. Sigara içilen evlerdeki küçük çocuklarımız bronşit ve zatürre gibi solunum yolu hastalıklarına daha sık yakalanırlar. Pasif içici olduklarından akciğer kanseri açısından risk grubundadırlar ve ileride sigara içmeye daha çok eğimli olurlar.
Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda azaltılmıştır. ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler arasındadır.

Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.

Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?
20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner.
8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye çıkar.
24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya düşer.
48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu düzelir. Cilt kendini yeniler.
72 saat sonra Akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.
2 hafta sonra efor kapasitesi artar (Yürüme, merdiven çıkma…).
1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir. Akciğer hastalıkları (zatürre gibi) riski azaltır. Öksürük, nefes darlığı düzelir.
5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.
Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.
Sindirim sistemi ülseri riski azalır.
Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken doğum riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki düzeye iner.
Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara içmeyenlerin düzeyine iner.
Aynı evde yaşayan küçük cocukla
r ve bebeklerin, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riski azalır.

Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?
Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.
Fiyatın pahalı gelmesi.
Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.
Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.
Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.

Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar, sigaranın fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır; ancak, bizim insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması daha çok etkilemektedir. Örneğin, kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların sigarayı bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.

Sigarayı bırakma yolları nelerdir?
Akupunktur,
Grup Terapisi,
Hipnoz,
Kişisel çaba ile bırakma,
Farmokolojik tedavi.

Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadıkları tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?
Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin daha uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara miktarı yine arttırılır.
Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha kolaydır.
Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta tekrar içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi daha kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak kısa bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi rahat bırakacaklardır.
Katran ve nikotin düzeyi düşük (light) sigara içmek: Bu durumda genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi tutturulmaya çalışılır. Zaten “tehlikesiz sigara” yoktur.
Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi onu desteklemezse sigarayy bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız olursa başkasını suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir sorundur, mutlaka kendinize güvenmeyi başarmalısınız.
Şişmanlama korkusu: Gerçekte sigarayı bırakanların sadece 1/3’ü kilo alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan daha fazla alınan kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı elde ve ağızda tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma alışkanlığıdır. Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde açılan iştah, kısa bir süre sonra normale döner.
Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık, huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri sigara bırakanların 2/3’ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde şiddetlidir. 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.


SİVİLCELERİ YOK ETMEK İÇİN SALYANGOZ KREMİ


Ürün Özellikleri ve Açıklaması
Salyangoz, kendi kendini yenileme özelliği taşıyan Allantoin salgılar. Allantoin ise protein, vitamin ve kalsiyum zenginidir. Öyle ki, kendi kendini yenileyebilen tek hayvan salyangozdur.
İşte bu, mucize krem Velfo_rm® New Today salyangoz özü sayesinde sivilcelerle mücadele eden, oluşabilecek kırışıklıkları önleyen, var olan kırışıklık/çatlak/sivilce izlerini büyük ölçüde kaybeden, cildi gençleştirip, yenileyen krem özelliğini taşımaktadır.
Velfo_rm® New Today tüm cilt tipleri için uygun olup, erkeklerde, kadınlarda, çocuklarda hatta bebeklerde bile güvenle kullanabilirsiniz. Alerjik olmayan yapısı ile hiç bir yan etkisi de yoktur.
Velfo_rm® New Today canlı, pürüzsüz ve yumuşak bir cilde kavuşmak isteyenler için mükkemmel bir kremdir.

KULLANIMI
Kullanmadan önce cildinizi temizleyiniz. Günde iki
– üç kez, bilhassa geceleri, ince bir tabaka halinde cildinize uygulayınız. Tamamen emilene kadar cilde masaj yapınız. Makyaj yapmadan önce 2 veya 3 dakika kurumasını bekleyiniz
- Yüz’de: Akne (sivilce)/ kırışıklık ve siyah noktaların önlenmesinde etkili bir üründür.
- Çatlak İzleri’inde: Vücudun herhangi bir yerindeki çatlak izlerine, günde iki kez olmak üzere, hergün ufak bir miktar krem tatbik ediniz, etkili sonuçlar vermektedir.
- Yara ve Yanık İzleri’nde: Eski ya da yeni yara veya izler üzerine uygulanabilir. Uygulamadan önce, yaranın tamamiyle iyileşmiş olması gerekmektedir. (ameliyat yaraları için, dikişler alındıktan ancak 2 ya da 3 hafta sonra kullanıma başlanılması gerekmektedir.) Taze yaraların üzerine doğrudan uygulama yapmayınız.
- Güneşlendikten sonra kullanmak için olup: İçeriğindeki maddeler sayesinde, güneşten kaynaklanan koyu lekelerin oluşmasını önler. Aynı zamanda, deride oluşan yanık, tahriş ve kızarıkların azaltılmasına yardımcı olmaktadır.
Salyangoz Protein Özlü Krem Içeriğinde:
Allantoin
- Cildin yenilenmesine yardımcı olur.
Elastin
- Cildin esneklik kazandırmaya yardımcı olur.
Vitaminler
- Cildin canlanmasına ve yenilenmesine yardımcı olur.
Kolajen
- Cildin sıkılaşmasına yardımcı olur.
Glikolik Asit
- Ölü cildin atılmasına yardımcı olur.
Özellikleri:
-30 gr’dır
-Renksizdir.
-Yağsizdir.
-Tüm cilt tipleri için uygundur.
-Hızlı emilir.
-Kıyafetlerinizde ya da cildinizde leke bırak
kaynak.netten alıntı

DÜNYADAN GÜZELLİK FORMÜLLERİ


Her kadın güzeldir ve her kadının kendine özgü bir cildi vardır. Bu güzelliği korumanın yöntemleri dünyanın her yerinde aynı değildir. İşte dünyanın farklı yerlerindeki farklı formüller.
İtalya:Ninelerinin ve annelerinin eskiden sıkça uyguladığı ve kullandığı hintyağı cilt bakımı, şu aralarda İtalya’da yine popüler. Hintyağı özellikle saçları güçlendirmede ve cildi beslemede çok etkilidir.
Çin:Bir-çay kaşığı biberiye yağı, bir fincan yeşil çayla karıştırılır. Bir süre beklenir ve en son saçlar durulanır. Saçlara doğal bir parlaklık verir. Güzellik kremlerinin bazılarının bileşiminde de bulunan ile yıkanan saçlar gürleşip güzelleşir. Ayrıca şampuanla yıkanmaktan yıpranan saçları canlandırır. Bir bez torbaya konulan biberiye yaprak ve taze sürgünleri banyo musluğunun altına asılarak üzerine sıcak su akıtılıp böylece doldurulan küvette banyo yapıldığında cildi derinden temizler, teni kayganlaştırır ve güzelleştirir. Çin beyaz çayı ise gençleştirici gizemi taşır! Gıda, sağlık ve kozmetikte yeni yeni popüler olmaya başlamıştır. Yaşlanma, kırışıklık ve sarkmalara karşı kullanılmaktadır. Cildi kuvvetlendirici, yeni cilt hücre yetişmeyi destekleyicidir. Çevre ve günlük cilt yıpranmalara karşı cildi koruyucudur. Pürüzsüz ve yumuşak bir deri oluşumunda etkin rol oynar. YunanistanYunan gençleri, vücutlarını bebe yağı ile ovarak ölü deriyi kumsala bırakırlar. Ve denizde durulanırlar.
Polonya:Balı, bir güzellik ürünü olarak cildi yumuşatmak ve parlatmak için kullanırlar. Bal cildin yorgun ve yıpranmış görüntüsünü alır ve geriye ışıl ışıl bir cilt bırakır.
Brezilya:Brezilyalı kadınların güzellik sırlarıysa Brezilya’nın mükemmel plajlarında saklıdır. Çünkü dünyada en güzel kadınların güneşlendiği yer olarak nam salmış bu plajlarda, kadınlar avuç dolu kumlarla vücutlarını ovarlar ve bol bol güneşlenirler. Kumlar, selüliti gidermekte ya da sülülite karşı cilteki kan dolaşmını hızlandırmakta. Pürüzsüz bir cilte sahip olmak açısından faydası olan bu “kumla ovma”dan esinlenmiş olmalı ki, son zamanlarda, İngiltere’de bazı ticari firmalar tarafından kumların bu özelliğinden faydalanılarak kozmetik ürünleri piyasaya sürülmüş.
Hindistan:Hindistan’da, her gece yoğurt ve bademden yapılan maskın yapılması zorunludur. On adet badem ezilir ve sonra yoğurtla karıştırılarak cilde sürülür. 25 dakika bekledikten sonra cilt temizlenir.
Avustralya :Avustralya kızları, yalınayak yürümek ve ayak parmağını açan sandallet giymeyi severler. Ayaklarının pürüzsüz olması için avakado ile ovarlar. Avakodo kuru ciltlere yumuşaklık kazandırır.
İspanya :İspanya’da gençler zaman zaman göz kapaklarını dinlendirmek için patatesten yararlanırlar. Çok ince dilimler halinde kestikleri patatesi, 10 dakika boyunca gözlerde tutarlar.
Jamaika .Karayip Adalarında, soyulmuş muz kabuklarını cilt bakımlarına uygularlar. Güneş yanıklarına karşıda iyi gelen muz kabuklarında, bazı proteinler sayesinde cilde yumuşaklık ve dirilik kazandırmaktadır.
Rusya:Soğuk bir iklime sahip Rusya’da, gençler ciltlerini soğuktan korumak için kaliteli paltolar ve kotlar giymekteler. Ve özelikle sarımsak yağıyla ciltlerini sıklıkla ovarlar. Sarımsak antibiyotik, antiseptik özellikleri ile akneye karşı savaşırken antioksidan özelliği ile de cildi korur ve onarır. Ayrıca sarımsak suyu uçuğa iyi gelmektedir.
Japonya:Japonya’da cilt bakımında kamelya yağı sıklıkla kullanılır. Beyaz kamelya ve fındık yağı cildi nemlendirmek, bes¬lemek, yumuşaklık vermek için kullanırlar. Doğum sonrası oluşan cilt kırışıklıklarını gidermekte ve saçları gürleştirmekte kullanırlar.
Türkiye:Türkiye’de, yeni yeni popüler olan kefir artık doğal güzellikte de kullanılmakta. Bir bakteri kültürü olan kefir, özelikle içerdiği etkin maddeleriyle cilde de faydalı olmaktadır. İskandinavyaİskandinav kadınları, güzel ciltlerini korumak için saf memba sularından isitifade ederler. Her gün en azından 1.5 litre buz gibi memba madensuyuyla, yüzlerine 15-20 kere yıkarlar. Bu ciltlerine canlılık verir. Pahalı losyonlara ihtiyaç duymadan, buz gibi bu memba sularıyla da ciltlerini diri tutabilmekteler.
kaynak:dostumform

ZENCEFİL HER DERDE DEVA

 Zencefil, hazımsızlık, bulantı, dolaşım bozuklukları, soğuk algınlığı gibi hastalıklara iyi geliyor.
Hazımsızlık
Aşırı yenilen yemeklerden sonra ve özellikle et yemeklerinden sonra alınması uygundur. Sindirim sistemini rahatlatır.
Bulantı
Uçak, araba ve gemi tutmalarında oluşan mide bulantısı ve kusma gibi şikayetlerde seyahatin hemen öncesinde alınması uygundur. Bulantı ile beraber oluşan  baş dönmelerini azaltıcı yönde etkisi vardır.
Dolaşımla ilgili ve kolesterol düşürücü özelliklerUzun süre ve düzenli kullanılması sonucunda kandaki kolesterol seviyesinin azalması yönünde etkileri olduğu anlaşılmıştır.
Soğuk algınlığı
Isıtıcı özelliğinden dolayı soğuk algınlığı şikayetlerinde vücut ısısını yükselterek vücudu rahatlatır.
Enerji ve güç arttırıcı
Vücudun enerji ihtiyacını artırıcı özelliğinin yanısıra istek ve güç artırıcı özelliği vardır.
Zihinsel aktiviteyi artırıcı
İleri yaşlarda görülen unutkanlık, dalgınlık gibi durumların oluşumunu geciktirici yönde etkili olmaktadır. Düzenli kullanıldığında zihinsel aktiviteyi artırdığı gözlenmiştir.
Sigara kaynaklı rahatsızlıkları azaltır
Sigaradan kaynaklanan öksürük, boğaz kuruluğu gibi rahatsızlıkları giderir. Balgam söktürücü özelliği vardır.

Zayıflama Diyetleri Çöpe ücretsiz e-kitap (45)

KORKMAMAYI ÖĞRENİN !
“Şişmanlamıyorum” sayfa 166-167

Diyetçi vaveylanın dinmez ritmine kulak verirseniz, kısa süre içinde “kilo sorunlu” olup çıkmanız işten bile değil. Ağırlığınız artsın artmasın, çok geçmez bulunduğunuz kiloda kendinizi “şişman” ya da en azından “potansiyel şişman” bulmaya başlar… bunca uyarının haklı olduğuna kanaat getirir, “Kısıtlamalı Beslenme” kervanına katılıverirsiniz. Kilo sorunları ile tanışmamış olanları yağ pazarının -önceleri ürkek, ama giderek sadık- tüketicileri haline çevirmek için kullanılan şaşmaz silah hep korku olmaktadır.

Biz deriz ki: eğer bugüne dek olduğu gibi… şişmanlamamak, kilo sorunlarından uzak kalmaksa niyetiniz… Korkmamayı Öğrenin!

Kiloların artışı ile sağlık riskleri arasındaki bağlantıyı doğru tahlil edin. Çok yüksek kilo gruplarını ilgilendiren sağlık sorunlarının sizin çok çok uzağınızda olduğunun altını çizin.

Çocuklarınızın, ailenizin şişmanlayacağı, obezleşeceği korkularından uzak durun. Sizin kısıtlamasız, keyifli ve çeşitli besinlerle donatacağınız bir sofrada zevkle ve afiyetle yediğinizi gören yavrularınızın doğal korunma mekanizmaları eksiksiz çalışmaya devam edecek, ihtiyaçlarının üzerinde enerji-gıda alımlarını kolaylıkla engelleyecektir.

Çevrenizde size, kısıtlamalı bir beslenmeye geçmeniz yönünde öğüt-akıl verenlerin tamama yakınının “kilo sorunlu” olduklarını tespit edin… kimileri yüksek kilolarda, bazıları ise yoğun bir kısıtlamanın pençesinde olanların uyarılarının size zarardan başka bir şey sağlamayacağının farkına varın.

Her türden medyadaki şişmanlamama ile ilgili önerilerin, “bilimsel haber ve açıklamaların” birbirleri ile nasıl çeliştiğini gözlemleyin… böylesi uyarıların çok büyük bir bölümünün, size ve sizin gibilere diyet hizmet, ürün, ilaç ve yöntemleri satmak hevesinde olanlar tarafından pompalandığını görmeye çalışın…

Yine her türden medyada yer alan zayıflama-şişmanlamama ile ilgili haber, uyarı, programın nasıl reklam zemini hazırlamak, ucuza dikkat çekip tiraj artırmak gibi ticari kaygılardan kaynaklandığına dikkat edin.

Özetle, eğer gerçekten şişmanlamamak, kilo sorunlarından uzak kalmaksa niyetiniz… sizi ve ailenizin çekilmeye çalışıldığı korku girdabına kapılmamayı… korkmamayı öğrenin!


100 kalori az ye!


Mehmet Öz’ün diyet sırrı..

Prof. Dr. Mehmet Öz, nasıl kilo vermek gerektiğini açıkladı: 100 kalorilik daha az yemek yemek ya da 100 kalori daha fazla harcamak …

Halbuki Sayın Müftüoğlu çok önceleri söylememiş miydi:

Her gün 1 dilim ekmek az, her gün 1000 adım fazla!.. Bu kuralı uyar ve günde 100-150 kalorilik bir besin sınırlamasını ısrarla sürdürürken günde toplam beş altı bin adım atabilirseniz başarınızın ömür boyu süreceğinden hiç kuşkunuz olmasın.


Bizim ise farklı düşündüğümüzü anımsarsınız…

2004 yılındaki kitabımızda şu satırları yazmıştık:

“Enerji terazisini kontrol altına almak amacıyla kalori hesapları yapmaya uğraşmak, insanca bir yaşamı sürdürmeye çalışan bir birey için hiçbir başarıya ulaşma olasılığı olmayan bir girişimdir. Kalorileri saymaya kakışan, kişinin kendisi de olsa, diyetçisinden, uzmanından destek de alsa, hesapları tutturabilmek imkansızdır.

Enerji terazisini istenilen düzeyde kontrol altında tutmak için kalori sayma girişimlerinin ardında Diyetçi Dayatmacı Zihniyetin dogmatik görüşleri bulunmaktadır. Bu görüşler doğrultusunda, insanlar başarılması mümkün olmayan bir girişime teşvik edilmekte, sonuç ise beslenme süreçlerinin altüst edilmesi ve yemek eyleminin bir saplantıya dönüşmesi olmaktadır.”

Ve eklemiştik:

“Bir diyetçi diyor ki:

Günlük enerji girişinizi 100 kalori azaltın…

Ne demek istiyor acaba?

Öncelikle bu 100 kalorinin nasıl hesaplanacağı sorunu var. Gözünüze 100 kalorilik bir besin kestirip, ‘bunu yemiyorum’ dediğinizde, günlük enerji girişinizi 100 kalori azaltmış olmanız pek akıllıca gözükmüyor. Hem neye göre 100 kalori azaltacaksınız? Düne göre mi, ayın son gününe göre mi, yoksa perşembelere göre mi? Belki de, ortalama enerji girişlerinize göre, demek istiyordur. İyi de o zaman bu değeri hesaplamanız gerekecektir, bunun da yapılası bir iş olmadığı ortadadır.

Zaten enerji teraziniz diyelim artı 200′de ise, 100 kalorilik azaltmaya rağmen şişmanlamaya devam edeceğiniz anlamına gelir bu.

Ya enerji teraziniz dengede ise: o zaman işler iyice karışmaktadır. Çünkü diyetçiniz bu masumane ve kolay yapılabilir görünen azaltma öğüdünü, sadece zayıflamak isteyenlere değil, şişmanlamaktan korkanlara da vermektedir. Uyduğunuzu varsayalım, ayda 3 000 kalorilik bir eksiyi dayatalım. Yaklaşık 2,5 ayda 1 kilo, senede de 5 kiloya yakın bir ağırlık kaybı demektir bu. Israr edip 10 senecik uysanız bu öğüde, 50 kilo verirsiniz. “İyi ama ben zaten 68 kiloyum, acaba 18 kiloda yakışılı görünür müyüm?” türünden muzır soruların zihniniz bulandırmasına izin vermeyin! Adam, koskoca uzman… düşünmüş taşınmış, insanları iyiliği için, “kolayca uygulanabilir” bir yöntemi gazeteler aracılığıla halkına ulaştırıyor. Mızmızlığın alemi yok.”

“Ortadan, herkesin yararlanması için verilen bu öğüdün, zaten zayıflamakta olan, enerji terazisin eksiye zorlayan birçok insanın ilgisini çekmesi de kuvvetle muhtemeldir. ‘100 kaloricik daha çaba göstermeliyim, incelmemi hızlandırmalıyım’ diye düşüneceklerin de kendilerine reva gördükleri eziyeti artıracakları doğaldır.

‘Günlük enerji girişinizi 100 kalori azaltın’ gibi sonderece ’sağduyulu ve mutedil’ görünümlü bir öğüdü, kalkıp akıl kantarımıza vurduğumuzda, altında ne gibi saçmalıklar olduğunu fark etmekte gecikmeyiz.

Ne var ki bu türden palavraları sıkarken, diyetçilerin güvendiği, ya da beklediği bir şey vardır. ‘Nasılsa insanların çoğu, üzerinde düşünme çabasını göstermeyecek, ölçüp biçmeden önerimin bilimselliğine, benim ciddiyetime inanıp, akıllarında mesajın özü olan ‘100 kalori azaltın’ı tutacaklardır, durum böyle olunca da ağzımdan damlayan her cevher gerçek gibi kabul edilecektir’

Pek de haksız sayılmazlar, diyetçi dayatmacı zihniyetin propagandası, çoğunluğun gözlerini öylesine körleştirmiş ki, diyetçiler ne deseler, ne palvra sıksalar kendilerine inanan kalabalıklar bulabiliyorlar.

Nereye kadar acaba?”