Kışın çorba için!
Bazal metabolizmanın değiştiği kış aylarında, vücut ısısının normale dönmesi için alınan yüksek enerjili gıdalar, aşırı kiloya neden oluyor. En iyisi çorba içmek!
Kış aylarında havaların soğuması, vücudun bazal metabolizması üzerinde olumsuz etki yapıyor. Soğuğa karşı ısısı değişmeye başlayan vücut, normal ısı düzeyine ulaşmak ve kendisini ayarlamak için, alınanın yanı sıra fazladan enerjiye ihtiyaç duyuyor.
Konya SSK Hastanesi Diyet Uzmanı Şirin Kayhan Eser, enerjiye ihtiyaç duyulması nedeniyle kişilerin yeme isteğinin arttığını ve enerji seviyesi yüksek olan karbonhidratlı yiyeceklere yöneldiğini söyledi.
Soğuk havalarda çok yemenin yanı sıra evden ya da çalışılan yerden dışarı fazla çıkılmadığını kaydeden Eser, bunun da hareketsizliğe neden olduğunu, yenilenlerin eritilmemesine ve kilo alınmasına yol açtığını bildirdi.
KIŞ MEVSİMİNDE EN AZ 5 KİLO
Bazal metabolizmanın değiştiği kış aylarında, vücut ısısının normale dönmesi için alınan yüksek enerjili gıdalar ve hareketsizlik nedeniyle çok sayıda kişinin kış dönemini en az 5 kilo fazlalığı ile kapattığını vurgulayan Eser, vücudun kilo alma alışkanlığı kazanması durumunda tehlikeli hastalıklara yakalanma riskinin artacağını ifade etti.
Aşırı kilonun tansiyon, şeker, damar tıkanıklığı ve kalp rahatsızlıkları gibi çok sayıda hastalığa yol açabileceğini, bu nedenle dikkatli olunması gerektiğini ifade eden Eser, kış aylarında kilo almanın önüne geçebilmek için tok tutucu özelliği olan çorbanın her öğünde tüketilmesini önerdi.
Eser, hamurlu ve yağlı yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini de vurgulayarak, ”Akşamın geç saatlerinde yeme isteğine karşı iradeli davranılmalı, açlık, yiyecek yerine içeceklerle geçiştirilmelidir. Gün boyunca sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeli, hamur tatlılar yerine sütlü tatlılar tüketilmelidir” diye konuştu.
Eser, obezlerin sağlıklı yaşam sürebilmesi için fazla kilolarından kurtulmalarına yönelik diyet programları uyguladıklarını belirterek, ”Kış aylarındaki programlarımızda genelde başarılı olamıyoruz. Normalde hareketsiz olan ve yeme isteklerinin önüne geçemeyen obezler kış aylarında vermesi gereken kilo kadar daha kilo alıyor. Bu yüzden diyet uzmanları kendileri açısından oldukça zor geçen kış aylarını pek sevmezler” dedi.
Kısa süreli diyetten kaçının
Çabuk kilo verdiren diyetler neden işe yaramıyor? Dikkat ettiniz mi kısa zamanda verdiğiniz kiloları yine kısa zamanda geri alıyorsunuz. Peki nedenini düşündünüz mü?
Vücut normal temposunda çalışırken birdenbire aşırı kilo verdiren 800 - 900 kalorilik bir programa geçtiğiniz zaman vücut bunu açlık tehlikesi olarak algılıyor ve beyin vücuda ‘temponu düşür’ diyor. Bu kez vücut çalışma hızını düşürüyor.
Azalan besin miktarını dengeli kullanmak istiyor. İsveç diyeti gibi rejimleri en fazla 10-15 gün uygulayabilirsiniz. Sonra normal yeme biçimine herkes geri dönüyor.
Çabuk kilo verdiren diyetlerde en büyük kilo kaybı ilk birkaç günde olur. Ancak kaybedilen genellikle yağ değil, sudur. Bu diyetler şişmanlığa ancak geçici çözümler sağlar.
Bu diyetten sonra tipik alışkanlıklarınıza, yağlı, tuzlu şekerli unlu yeme tipine geri döndüğünüzde vücudunuzun temposunu bilinçsiz bir diyetle yavaşlattığınız için artık yeni gelen yiyecekle metabolizmanız baş edemez. Eskisi gibi yeseniz de daha çok kilo almaya başlarsınız. Ayrıca bu diyetler kişide stres yaratır ve daha çok yemeye yöneltir. Kişinin ileride uygulayacağı diyet programlarında başarılı olması zorlaşır, sağlıklı diyetlere zor cevap verir. Özellikle ergenlik çağında kesinlikle yapılmamalı.
Tok tutan yiyecekler
Bazı besinler tok tutar, kolay acıktırmaz. Çünkü işin sırrı kan şekerinin dengede durmasında. Böylece gün içinde daha az yiyerek daha kolay kilo verebilirsiniz. Nedir bunlar?
‘Kompleks karbonhidratlar’ dediğimiz sebze, meyve, baklagiller, tahıllar, esmer ekmek, esmer pirinç, kepekli makarna gibi besinlerdir ve bunlara ağırlık verilmelidir. Bu yiyecekler kan şekerimizi dengede tutarak bizi acıktırmaz. Böylece gün boyunca yediğimiz miktar azalır.
Çabuk kilo verdiren besinler nelerdir?
Liften zengin yiyecekler; mercimek, fasulye, meyve, yulaf, tüm meyve ve sebzeler. Bunların içerdikleri lif, şeker molekülleriyle birleşip onların emilimini yavaşlatır. Böylece kan şekerini dengelemeye yardımcı olur. Zaten kilo vermede ve kilo korumada hedef, kan şekerini dengede tutmaktır.
Her gün bir elma
Kan şekeri dengesizliği, vücutta bir kısır döngüye yol açar. Kan şekerini çok çabuk yükselten besinler yediğinizde (örneğin şeker, bal, muz, karpuz, kavun gibi meyveler, kuru üzüm, işlenmiş buğday unu gibi) içlerindeki şeker, mide ve bağırsaklardan çok çabuk emilir ve kan şekerini bir anda yükseltir. Kan şekeri çabuk yükseldiği zaman beyin pankreasa, “Hemen insülin salgıla, kan şekerini düşür” emrini gönderir. Pankreas aşırı insülin üretir o da kan şekerini düşürür. Beyin bu kez de sizi tekrar yeme ihtiyacı içine sokar ve gereksiz yemeye başlarsınız. Örneğin yemek üzerine tatlı yendiğinde bu yaşanıyor; çabuk acıkıyorsunuz.
Hangi meyveler, ne kadar yenmeli?
Günde 5 porsiyon sebze ve meyve yemek, sadece kilo vermek için değil, sağlıklı bir yaşam ve pek çok rahatsızlığa karşı korunmak için de şart. Kilo verme programlarında öncelik verdiğimiz meyve elma. Her gün bir elma herkesin sloganı olmalı.
HALUK SAÇAKLI DİYETİ
Haluk Saçaklı Diyeti
Ünlüleri zayıflatmasıyla tanınan Haluk Saçaklı, hazırladığı diyet programları ve beslenme düzenleme teknikleriyle son günlerde adından en sık bahsedilen obezite uzmanı ve diyet programının yanı sıra beslenme davranışlarının da büyük önem taşıdığını vurguluyor.

Yatarken
*1 bardak oda sıcaklığında su
Ne yapsanız kilo veremiyorsanız…
Kilo kaybetmek için özel beslenme ve egzersiz programlarına başlayanlar bazen daha yolun başında pes eder! Peki ama neden?
Kilo verememenin pek çok nedeni var ama en önemlisi arzulanan kilo kaybının bir türlü sağlanamamasıdır. Eğer bir kilo kaybı programında yağlarınızdan istediğiniz hızda kurtulamıyorsanız bu yazıyı dikkatle okuyun. Mutsuz bir zayıflama yolcusu olmak istemiyorsanız anlatılanların sizinle ilgili olup olmadığına daha çok dikkat gösterin. Aklınıza takılan soruların çoğunun yanıtını da önceki başarısızlıklarınızın nedenlerini de bu yazıda bulabileceğinizi umuyorum.
Hormonlar: Gizli kilo sabotajcıları
Kilo yönetimi programına başlayan hastalarımıza neredeyse ezberletmeye çalıştığımız bir cümle var: Kilo kaybını değil yaşam tarzınızı değiştirmeyi hedefleyin. Eğer kilo kaybına odaklanırsanız ve hele bir de yağlardan kurtulmanın aynı hızda devam edeceğini sanırsanız bir süre sonra hayal kırıklığına uğrarsınız. Vücudunuz özenle biriktirdiği yağlarını kaybetmekten pek hoşlanmaz. Kilo almaya karşı herhangi bir direnç göstermeyen bedenimizin kilo kaybına gösterdiği tepki traji-komik bir davranıştır. Bu davranıştan “tutumlu genler”in sorumlu olduğunu daha önce yazmıştık. Buzul çağındaki uzun açlık dönemlerinde insan genlerinde oluşan değişikliklerin ürettiği bu tutumlu genler -herhangi bir açlık, kıtlık ihtimaline karşı- vücudun yağ kaybını engellemektedir. Vücudunuz bunu başaracak pek çok sistem ve kimyasalla donatılmıştır.
İlk yanıtı tiroit bezi veriyor
İlk yanıt tiroit hormonları aracılığıyla verilir. Siz kilo vermeye başlayınca bedeninizde üretilen T4 hormonunun T3 hormonuna dönüşmesi bozulmakta, bir tiroit hormonu yetersizliği ortaya çıkmaktadır. Tiroit hormonu yetersizliğinin daha yavaş çalışan, daha az enerji harcayan bir metabolik süreç oluşturduğunu yani metabolizmanızı tembelleştirdiğini daha önce de hatırlatmıştık. Kilo kaybı sürecinde bir süre sonra ortaya çıkan yavaşlamanın başka nedenleri de var. Bunların da çoğu hormonal savunma mekanizmalarıdır. Vücudunuz leptin, oreksin, ghrelin, insülin, kortizol gibi hormonları salgılama süreçlerinde yaptığı değişikliklerde yağ kaybını önlemeye çalışır. Kısacası eğer bir kilo kaybı süreci planlıyorsanız vücudunuzda şu veya bu şekilde yaşayacağınız metabolik ve hormonal bazı kavgalara hazır olmalısınız.
Siz de mutsuz bir “kronik diyetçi” olmayın
“Kilo kaybedemiyorum” diye üzülen hastaların yaptıkları en önemli yanlış, beslenme hatalarıdır. Kilo kaybı için uzun süre aç kalan, düzensiz yemek yiyen, besin dengelerini bozan diyetlerle metabolizmasını alt üst eden, bütün gün aç kalıp akşam saatlerinde sürekli buzdolabını ziyaret eden -hatta bu ziyaretlerini gece tatlı uykusunu bölerek sürdüren-, kilo vermeye çalışmasına rağmen hálá karbonhidratı fazla, şekerden zengin, besin yükü fazla besinler tüketerek, kafeinli içecekler ve diyet ürünlerle hipoglisemi nöbetlerini tetikleyen pek çok müzmin diyetçi(!) tanıdım. Her şeyi bildiklerini ve her yolu denediklerini ama kilo kaybını bir türlü beceremediklerini anlatırken bile ümitsiz ve yorgundular. Üzülerek belirtelim ki kronik diyetçilerin üretiminde onlar kadar yanlış diyet programlarının, ticari diyet merkezlerinin, kuşkulu diyet ürünlerinin, tehlikeli, zararlı ve etkisiz diyet haplarının ve bu işi sadece kazanç amacıyla yapan sözde uzmanların da rolü var.
Sadece “yememek” işi çözmüyor
Vücudunuzun kilo kaybına direnmesinin ikinci önemli nedeni çok önemli bir şeyin, daha aktif bir yaşam tarzı geliştirme yani daha fazla bedensel egzersizin unutulmasıdır. Hareket sürenizin yoğunluk ve sıklığını artırmadan, vücudunuzu eskisinden daha çok kalori harcayan bir araç haline getirmeden yağ kaybını başarmanız, başarsanız bile bu başarıyı istediğiniz hıza ulaştırmanız, sürdürmeniz ya da korumanız pek mümkün olmaz. Bedensel aktivite yaktığı kalorilerin yanında istirahat metabolizma hızınızı da artırarak kilo kaybınızı destekleyecektir.
Hastalıklar da kilo aldırabilir
Kilo kaybına neden olan sabotajcılar arasında bedensel sorunlar, hormonal-metabolik hastalıklar da vardır. Senelerdir kilo kaybına muvaffak olamayan “polikistik over sendrom”lu pek çok genç kız veya orta yaşlı hasta tanıdım. Gözden kaçmış tiroit bezi tembelliği (hipotiroidi) sorunu çözülmediği için kilo veremeyen çok sayıda hastam oldu. Glikoz tolerans bozukluğu düzeyine ulaşmış “hiper-insülinemi” yani aşırı insülin üretimi ve buna hücresel cevapsızlık problemi olan ve bu nedenle hipoglisemi-hiperglisemi dalgalanmaları yaşamaktan yorulan yorgun, bitkin, uykulu, unutkan, sinirli hastaları da bu gruba ekleyebilirsiniz.
Orta yaş sınırını geçince kilolar artıyor
Orta yaşlı erkeklerin veya menopoz dönemini yaşayan kadınların ortak problemlerinden biri de kilo kaybında yaşanan zorlanmalardır. Bahara girerken kış aylarında biriktirdiği 23 kiloluk kayıpları, eskiden 23 haftalık diyetler ve hafif aktivite artışlarıyla çözümlerken şimdi zorlanan 45-50 yaş kuşağı hastaların hikáyesini kilo sorununun çözümüyle uğraşan hekimlerin hepsi iyi bilir. Burada erkeklerde testosteron hormonunun kadınlarda östrojen ve diğer hormonların azalması kilo direncinin başlıca nedenleridir. Unutmayın! Vücudunuz kolay kilo almak, kolayca yağlanmak ama bunları kolay kolay bırakmamak üzere programlanmış son derece akıllı bir makinedir. Eğer kilo sorununuzu çözmek istiyorsanız o makineden gelen seslere kulak verin.
İlaçlar kilo aldırır mı?
Kilo vermekte zorlanıyorsanız kullandığınız ilaçları da şöyle bir gözden geçirmenizde fayda var. Bazı ilaçlar ne yazık ki kilo almayı kolaylaştırıyor. Bunların ilk sırasında kortizol içeren ilaçlar geliyor. Ne iyi ki hekimler de hastalar da kortizol ihtiva eden ilaçların bu riskini artık çok iyi biliyor. Şimdi en yaygın tehlike depresyon ilaçlarının sorumsuz ve dikkatsiz kullanımı ile ilişkili gibi görünüyor. Bu ilaçlara bir psikiyatri uzmanı, bu konuda deneyimli bir iç hastalıkları hekiminin önermesi olmadan başlamamak gerekiyor. Depresyon giderici ilaçlar, bırakın hekim önerisini bazı hastalar tarafından komşuların önerisi ile bile kullanılır hale geldi. Anti-depresan ilaçların çoğunun kilo aldırdığı doğru ama tedavisi gereken bir depresyon problemi varsa bu ilaçların kullanılması da tıbbi bir zorunluluktur. Dikkat edilmesi gereken nokta bu ilaçlara başlarken bir uzman desteği almak, onları rastgele kullanmamaktır. Eğer “majör depresyon” tedavisi gören biriyseniz kilo alma bahanesiyle ilaçlarınızı asla kesmemeniz gerektiğini de bilmelisiniz. Kilo almayı kolaylaştıran ilaçlar listesine anti- histaminikleri, bazı beta reseptör engelleyici ilaçları da ekleyebilirsiniz.
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu
“Kilo Vermeyi Başardım” Diyebilmek İçin 5 Yıl Bekleyin
Uzun süre diyet yaptınız ve istediğiniz kiloya ulaştınız. Artık giydikleriniz size daha çok yakışıyor ve özgüveninizi yeniden kazandınız. Eskisi gibi canım ne çekiyorsa yiyebilir, aç kaldığım günlerin acısını çıkarabilirim” diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz!…
Son yıllarda beslenme ve diyet üzerine yapılan araştırmalar ortaya koyuyor ki, kilo verdikten sonraki ilk 5 yıl çok önemli. Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Seçil Kenar, “Sağlıklı ve kilo verme” hakkında bilgiler verdi.
Verilen Kilolar 5 Yıl İçinde Geri Alınıyor
Kilo vermek isteyen kişiler kaç kilo olacakları, ne kadar sürede verecekleri gibi konularla ilgilenirler ve hep bu son bir daha kilo asla almam, yeter ki istediğim kiloya ineyim şeklinde söylemlerde bulunurlar. İstedikleri kiloya ulaştıklarında ise tamam işte bitti, başardım diyerek eski yeme alışkanlıklarına yavaş yavaş geri dönerler. Bu konuda uzun süreli çalışmalar gösteriyor ki maalesef olması gereken ağırlığa ulaşan, kilo veren birçok kişi 5 yıl içerisinde kaybettiği tüm kiloları geri alıyor.
Kilo Verdikten Sonra Koruma Programları Uygulayın
Diyet sona erdiğinde uzun bir süre kendini kısıtlanmış hisseden kişi sevdiği besinleri tüketmeye başlıyor, nasılsa bir iki gün sonra tekrar dikkat etmeye başlayacağım diyerek sevdiği besinleri tüketimini arttırıyor fakat diyetten sıkılmış ve yorulmuş olmanın getirdiği olumsuzluklarla beraber bu 2-3 gün hiç bitmiyor ve ağırlık artışları başlıyor. Koruma programı, zayıflama programlarından daha önemlidir. İlk 6 ay kaybedilen ağırlığın korunması ve yemek düzeninin sağlanması açısından önemlidir. Daha sonra ki 5 yıl bitiminde birey artık ben kilo verdim demeye hak kazanır. Peki nedir koruma programı? Unutulmamalıdır ki diyetisyen ile takip edilen zayıflama programlarında kendi yeme sisteminizi fark etmeden geliştirmiş olursunuz.
Diyeti Hayatınızda Bir Kez Yapın, Tam Yapın
Koruma programında diyetisyen ile beraber günlük tüketilmesi gereken süt, protein, ekmek grubu, meyve, yağ gibi besin gruplarının porsiyon miktarları ve bu gruplar içerisinde yer alan besinlerin neler olduğu (örneğin kestane, patates, pirinç bir ekmek grubu üyeleridir şeklinde) belirlenir. Bu besinleri gün içine nasıl yayılacağını, hangi besinin hangi besinle yenileceğini, sizin sevdiğiniz besinleri tükettiğinizde örneğin pizza gibi o durumda neyi azaltacağınızın pratikleri yapılarak bundan sonra sizin kendi diyetinizi kendinizin nasıl ayarlayacağı konuşulmalıdır. 2 gün çok yerim diğer günler aç gezerim şeklinde yaklaşımlar yanlıştır ya da nasıl olsa artık bitti istediğimi yerim şeklinde düşünceler hatalıdır. Tekrar kilo alıp yeniden zayıflamak tekrar kilo almak gibi durumlar bireyde bir kısır döngünün oluşmasına neden olur. Kişinin psikolojisini olumsuz etkiler ve ben nasılsa başaramıyorum kilo versem de tekrar alacağım nasıl olsa şeklinde düşüncelere iterek kişide bıkkınlık ve mutsuzluk yaratır. Unutulmamalıdır ki diyet yaparken bir öğünde aldığınız besinlerin koruma programında sadece miktarları artacaktır. Diyeti hayatınızda 1 kez yapın, tam yapın, başardım cümlesini erken söylemeyin.
Öneriler:
· Kilo koruma programlarına devam edin.
· Bir günden bir şey olmaz diye düşünmeyin, disiplininizi bozmayın.
· Önemli olan kilo vermek değil, verilen kiloları korumaktır düşüncenizi aklınızdan çıkarmayın.
· Zayıflama programı bitiminde tatile çıkmayın.
· Tükettiğiniz yöresel yemekleri, özel tariflerinizi, sevdiğiniz besinleri diyetisyeninize söyleyiniz ve yiyebileceğiniz miktarları diyetisyeninize sorunuz.
· Diyetin sonuna doğru metabolizma hızınızın yavaşladığını özellikle ilk 3 ay içerisinde daha kolay kilo alabileceğinizi unutmayın.
· Sayısını veya süresini azaltsanız da, egzersizi asla kesmeyin.
· Adaptasyonda zorlanıyorsanız psikologtan yardım isteyiniz.
· Hoşunuza giden yeni hobiler edinin. Resim, boyama, dil kursu tarzı yeni bir kursa yazılabilirsiniz.
· Ağırlık artışının olmadığı her ay için kendinize sevdiğiniz bir hediye alın, başarınızı kutlayın.
Koruma Diyeti Örnek Mönü
Sabah
1-2 dilim peynir
5-6 adet zeytin veya 2 adet ceviz
Yeşillik
2 dilim kepek ekmek veya ½ simit
Ara
Meyve
Öğle
1 kase çorba
1 tabak sebze yemeği
1 kase yoğurt
Bol salata
1-2 dilim kepek ekmek veya 4-5 kaşık pilav/makarna veya 1 dilim börek
Ara
Meyve+3-4 kepekli bisküvi
Akşam
1 porsiyon et yemeği(köfte/tavuk/balık v.b)
Salata
1 dilim kepek ekmek
Gece
2 top dondurma
1 porsiyon meyve
Zayıflama İlaçları 4 “Spirulina Afrika’lı çocukları şişmanlatıyor, Amerika’lı obezleri zayıflatıyor”
Kilo sorunlarını diyetler ve kısıtlamalarla çözmeye kalkışanlarda kaçınılmaz duraklardan biri mucize besin ya da ilaç arayışıdır. Falanca arkadaş şu hapı kullanıp zayıflamıştır, veya şu besini artırıp zahmetsizce fazlalıklarını verivermiştir .. söylentiler kulaktan kulağa yayılır, siteden siteye atlar… sansasyon heveslisi medya kucak açar… bir bakmışsınız yeni “mucize” kısa sürede kendisine sağlam bir yer edinivermiş… böylesi bir ortamda, zaten “sürekli mucize beklentisine sokulmuş” diyetzedelerin, keselerine ellerini atmalarının gecikmemesi doğaldır. Daha siz fark etmeden, birçok diyetçi bunu “sağlıklı zayıflama” programlarına dahil etmiş, üretici ya da ithalci firmalar reklam zeminlerini çoktan devreye sokmuşlar… “bilimsel makaleler” yayımlanmış, uzmanlar görüşler bildirmişler… “balon” iyice bir şişirilmiştir.
Mucizenin cazibesine kapılmamak, diyetten diyete, o zayıflama ilacından bu incelme ürününe… verdiği kiloların “ne hikmetse” dönüp dönüp hem de artarak geri gelmesi karşısında aciz, ne yapacağını bilemez hale gelmiş diyet kurbanları için hiç de kolay değildir.
Gülenay‘ın “Zayıflama İlaçları” başlıklı yazıma bıraktığı yorumu okuyunca, aklımdan ilk geçenleri sizlerle paylaşmak istedim.
Sayin doktorum,
Bende bir blogcu olarak sizin blogunuzla az once tanistim…Simdi tum postalariniz satir satir okumaya basladim…Birde ne goreyim spirulina:(eywah benim hapim:(
Gectigimiz yaz dogum yaptim ardindan Amerika’ya gelirken yanimda bir kac kutu getirdim…kalan bes kiloyu vermek ne zormus.Hayatim boyunca hic boyle sorunum olmamisti.Takildim su bes kiloya ve gobek bolgesi yaglarina…
Eh ben simdi ne yapayim yani…spirulinalara ne olcak???
gulenay
gulenayinsofrasi
Gülenay’a sorusu ve ilgisi için teşekkür eder, güzel ve iştah açıcı sitesi için tebriklerimi iletirim.
Spirulina… bol vitamin ve mineral içeren, ama özellikle çok yüksek protein içerikli (yüzde 60-70 oranında) bir yosun. Ülkemizde de üretilmeye başlanmış ve tabii piyasada haplarını bulmak mümkün.
Yüksek protein içeriği ve kolay, çabuk üretilebilmesi dolayısıyla kıtlık çekilen ülkelerde beslenme eksikliği çeken çocuklara besin desteği olarak kullanılıyor.
(Türkiye Bilim Site’sinde veya vikipedi‘de Spirulina ile ilgili bilgi bulabilirsiniz).
Gelelim, konunun bizi ilgilendiren bölümüne:
“Zayıflama diyetlerinde kullanılabilir. Spirulina, vücudu beslerken aynı zamanda yemeklerden önce alındığı takdirde, tokluk hissi vererek zayıflamada etkili olur.”
İşte konunun bam teli. Tokluk hissi… zayıflamada etkili…
Yemeklerden önce alındığında, tokluk hissi yarattığı fark edilince, aslında beslenme eksikliği çeken çocukları besleyebilmek için yararlanılan bu yosun’un önünde yeni ufuklar açılmış.
Bir yandan hiper proteine (yüksek protein oranlı) bir gıda… (yazıyı çok fazla uzatmamak kaygısı ile protein diyetlerinden bir başka yazımda söz etmeyi planlıyorum… unutmazsak, spirulina’nın adını orada da anarız)…
Öte yandan “tokluk hissi sağlıyor”.
Sorularımız ve yanıtlarımız basit:
Ne olur, tokluk hissi sağlarsa?
Daha az yemeyi başarabiliriz.
Yani?
Böylece fazla kilolardan kurtuluruz.
Peki, bedeniniz ne der buna?
???
Kendi ayar mekanizmaları dışında, iradenin kullanılarak doğru yöntemle (örneğimizde bir zayıflama ürünü) zayıflamanın kendisine dayatılmasını gıkını çıkartmadan kabullenir mi acaba?
???
Bir süre için, her şey yolunda gitse, tokluk hissi sağlayan bir destek sayesinde fazla kiloların bir kısmı verilse… sonra ne olur? Diğer kullanıcılarda neler olmuş, verdikleri kiloları geri almamayı başarabilmişler mi?
???
Daha önceleri de, şu veya bu diyetle, şu veya bu ilaçla… “aç kalmadan… tokluk hissini artırarak…” sloganlarına kapılıp kolayca zayıflamış olanların başına sonra neler gelmiş?
Diyetler, kilolar, zayıflama konularında gerçeklere ulaşmak söz konusu olunca…
En güvenilir yöntemin gözlem yapmak ve sorular sormak olduğuna inanıyoruz… tüm yazılarımızda ve kitaplarımızda, kendi bilgi ve deneyimlerimizi koşulsuz ve eksiksiz aktarmaya çalışırken, bir yandan da satırlarımızla karşılaşanları kendi akıl süzgeçlerini kullanmaya teşvike çaba gösteriyoruz. Sizlerden gelen yorum, yanıt ve destekler bizi cesaretlendiriyor, doğru yolda olduğumuz kanısını güçlendiriyor.
Bunca, laf kalabalığından sonra, Gülenay… size naçizane önerim… elinizde kalan kutuları çöpe atın derim, bedeniniz hamilelikte alınan kiloları… kısıtlama yapmamak ve onun söylediklerine birazcık kulak vermek kaydıyla… kendiliğinden kaybetme yeteneğine sahip…
Not: Spirulina’nın zayıflama ile olan ilgisi konusunda yapılmış hiçbir ciddi bilimsel araştırmaya ulaşmak mümkün değil. Konuyla ilgili tüm güvenilir kaynaklar, bu noktanın özellikle altını çiziyor.
