DR ENDER SARAÇTAN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ KUVVETLENDİREN ÖNERİLER
Acıbakla Acıçiğdem Adaçayı Gece Terlemeleri Adamotu Ahlat Akdiken
CİLT VE GÜNEŞ LEKELERİNE BİTKİSEL ÇÖZÜM
PÜRÜZSÜZ VE SIKI BİR CİLT İÇİN ZEYTİNYAĞI
Saf zeytinyağı her açıdan tam bir mucizedir ve sık sık bunu duyarız. Kalp sağlığımızı korumaktan tutn da cilt güzelliğine kadar pek çok işe yarar. Bu yazımızda sıkı ve pürüzsüz bir cilt için zeytinyağının kullanımını anlatmak istiyoruz.
Eğer; pürüzsüz, sıkı ve harika bir cilde sahip olmak istiyorsanzı mutlaka ve mutlaka zeytinyağını kullanmaznız gerekir. Zeytünyağı adeta doğal bir anti-aging gibidir.
Eğer cildiniz allerjik ve kuru bir cilt ise; duştan sonra tüm vücudunuzu saf zeytin yağı ile nemlendirebiirsiniz. Tabi bütün ciltler için de uygun bir bakım önerisidir. Hatırlatalım.
PÜRÜZSÜZ VE SIKI BİR CİLT İÇİN ZEYTİNYAĞI
Saf zeytinyağı her açıdan tam bir mucizedir ve sık sık bunu duyarız. Kalp sağlığımızı korumaktan tutn da cilt güzelliğine kadar pek çok işe yarar. Bu yazımızda sıkı ve pürüzsüz bir cilt için zeytinyağının kullanımını anlatmak istiyoruz.
Eğer; pürüzsüz, sıkı ve harika bir cilde sahip olmak istiyorsanzı mutlaka ve mutlaka zeytinyağını kullanmaznız gerekir. Zeytünyağı adeta doğal bir anti-aging gibidir.
Eğer cildiniz allerjik ve kuru bir cilt ise; duştan sonra tüm vücudunuzu saf zeytin yağı ile nemlendirebiirsiniz. Tabi bütün ciltler için de uygun bir bakım önerisidir. Hatırlatalım.
ZAYIFLAMAK İÇİN HANGİ YOL SEÇİLMELİ
Obezite, yani şişmanlık tedavisinin günümüzde doktorları, klinikleri, diyetisyenleri, zayıflama ilaçları, şok diyetleri, diyet yiyecek ve içecekleri, aletleri, edavatı…
ile milyar dolarlık dev bir sektör olmasına hiç de şaşırmamalı. Çünkü, dünyada hem çok fazla kilosu ve çok fazla parası olan milyonlarca insan var, hem de bu fazlalıklara göz dikmiş çok fazla akılları olan insanlar. Amaç, karında, göbekte, kalçalardakilerle beraber cüzdan ve ceplerdeki fazlalıkları uygun şekilde gidermektir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, diyetleri Mynet okurları için yazdı.
EN İYİSİ ŞİŞMANLAMAMAK
Zayıflamanın türlü çeşitli yolları var. Hangisini seçelim diye soruyorsanız, en iyisi hiç şişmanlamamak derim. Esas önemli olan, her besinden yiyerek hayat boyu dengeli beslenmeyi bir alışkanlık haline getirebilmektir. Başka bir deyişle, yemek için değil, yaşamak için yemeyi öğrenmeliyiz. Çünkü, bir kere hem yerleşmiş yağ dokusunu kaybetmek çok zordur ve hem de kısa zamanda bin bir emekle, zahmetle verilen kilolar genellikle daha kısa zamanda üstelik de fazlasıyla geri alınır.
TERAZİLERLE DOST OLMALI
Kimse zorla zayıflatılamaz. Önce şişmanları, şişman olduklarına, bunun bir hastalık olduğuna ve zayıflamaları gerektiğine inandırmak gerekir. Zira, pek çok obez terazilerden hiç hoşlanmaz, fazla kilolu olduğunu da genellikle kabul etmez.
YEDİĞİMİ ÇOCUK YEMEZ
Şişmanların en büyük bahanelerinden biri de “Su içsem yarıyor” dur. Hiç de fazla yemedikleri halde kilo almaktan veya verememekten yakınanlar bütün yedikleri ve içtiklerini kaydederlerse, kabahatin suda olmadığını kolayca anlarlar. Bunlar, “abur-cuburları”yiyecek ve içecekten saymayanlardır.
PAZARTESİ DİYETLERİNDEN VAZGEÇMELİ
Birçok insan her pazartesi veya her aybaşı sabahı diyete başlar, ancak daha o akşam veya en geç ertesi gün de vazgeçer. Çünkü, insanlar çok kısa zamanda, yediklerinden fazla kısmadan ‘kolayca’ zayıflamayı isterler. Hatta, mümkün olsa da bir düğmeye basılıp fazla kilolar birden kaybolsa çok iyi olacaktır.
SİHİRLİ BİR DİYET YOK
Bir kere şuna emin olun ki, öyle birkaç haftada bilmem kaç kilo verdiren ‘şok diyetler’ yararsız olduğu gibi, sağlık için de çok risklidir. Belki bunlarla kısa sürede kilo verilebilir, ama diyet bırakılınca eski kilolar hemencecik fazlasıyla geri alınır. Bu tür diyetlerde kaybedilen yağ değil, kas dokusudur.
Aç kalarak ve kendi başına yapılan diyetlerle de zayıflamak genellikle imkânsızdır. Çektiğiniz eziyet yanınıza kâr kalır.
EN İYİ DİYET HANGİSİ
Şişmanlarda bu fazlalıklar olduğu sürece onlara göz diken yeni birileri mutlaka çıkacaktır. En iyi diyet, bir doktor ve diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanan diyettir. Kilo vermekte hiç aceleci olunmamalıdır. İdeal bir diyette, vücudun ihtiyacı olan her tür besin olmalı, ancak miktarı ve kalorisi düşük tutulmalıdır. Esas önemli olan verilen kiloların bir daha geri alınmamasıdır. İnsanı aç ve hâlsiz bırakan rejimlere itibar edilmemelidir.
PAHALI DİYET ÜRÜNLERE KANMAMALI
Diyet veya ‘light’ adı altında satılan çikolatalar, reçeller, kekler, bisküviler… gerçekten çok pahalıdır. Bunların yerine kalorisi düşük olan alternatifler bulmak her zaman mümkündür. Bu pahalı ürünlerin tek faydası, cebinizde yiyeceğe verecek para bırakmamam yoluyla kilo vermenize katkıda bulunmasıdır. Diyetisyenlerin vizitelerinin de çok yüksek olmasının bir nedeni de budur zaten.
PARASI OLAN DA AÇ, OLMAYAN DA
Bu dünya bir tuhaf.
Gençken parası olmadığından… bulamadığından yiyemeyen insanlar, paraları pulları olduğunda ise, bu sefer de kilo almamak ya da fazla kilolarını verebilmek için aç bilaç gezmek zorunda kalıyorlar.
Sonuçta, parası olan da aç, cebi delik olan da.
Doğal Diyet
Diyet tedâvisi yüzlerce yildir tatbik edilmektedir. Geçen yillar boyunca büyük gelismelere sahne olan bu tedâvi, bugün tibbin ayrilmaz bir par çasi olmustur. Baslica bes çesit gidâ maddesi veya bunlarin metabolik ürünleri vücut için zarûrîdir. Bunlar proteinler, yaglar, karbonhidratlar, vitaminler ve bâzi minerallerdir. Günlük diyet bunlari kâfi miktarda ihtivâ etmelidir. Beslenme ve diyetetik mütehassislari yaptiklari arastirmalar netîcesinde dünyâda yaygin olarak tüketilen gidâlari gruplandirmislar ve besin degerlerini tespit etmislerdir. Bu gruplar süt grubu, et grubu, sebze-meyve ve tahil grubudur. Günlük olarak her gruptan belli miktar gidâ alinmasi gerekir. Bu kâideye dikkat edilmeyen pahali bir beslenme uygun ve dengeli bir beslenme olmayacagi gibi çok daha ucuza dengeli bir beslenme düzeni de kurulabilir. Tedâvi maksadiyla hekimin perhiz tavsiye ettigi kisiler için de bu kâideye uyulmalidir.
Seker hastaliginda perhiz: Perhiz ile tedâvi edilen en eski hastaliklardan birisi seker hastaligidir (Diabetes mellitus). Seker hastalarinin bünyesi kan sekeri seviyesinin asiri yükselmesini önleyemediginden, günlük gidâlarindaki karbonhidrat miktari uygun bir perhizle sinirlandirilir ve düzenli bir sekilde alinmasi saglanir. Böylece hastanin kan sekerinin asiri yükselmesi önlenir. Sismanlarda seker hastaliginin kontrolu daha zor oldugundan ayrica zayiflama perhizleri de tatbik edilir. Perhizden maksat hem karbonhidratlari kismak hem de yiyecek ve içecekten alinacak kalorinin hastanin ideal kilosu için belirlenen miktari asmayacak bir düzendir. Perhiz tedâvisine kâfi cevap vermeyen hastalarda perhize ilâveten ilâçlara da basvurulur.
Tuzsuz perhiz: Bu perhiz baslica karaciger sirozu, gebelik toksemisi (EPH sendromu), yüksek tansiyon, kalp yetmezligi, böbrek hastaliklarinda ve (kartizonlu, tuz tutucu veya terkibinde sodyum bulunan) ilâçlarla uzun süreli tedâvi görmesi îcâbeden hastalarda uygulanir. Esas îtibâriyle perhiz, tuzun içindeki sodyuma karsidir. Zîrâ sodyumun vücutta su tutma özelligi yukaridaki hastaliklari agirlastirir. Günlük hayatta en önemli sodyum kaynagi sofra tuzu oldugu için bu perhize tuzsuz perhiz denilegelmistir. Ancak tuzsuz perhizde olan hasta, hekimine danisarak sodyum ihtivâ eden gidâ ve ilâçlar hakkinda bilgi almalidir. Misâl olarak süt ve bâzi antiasit ilâçlar sodyum ihtivâ ederler.
Dogustan metabolik hastaliklarda perhiz: Bu hastaliklarda vücûdun kullanamadigi gidâ maddeleri günlük diyetten kismen veya tamâmen uzaklastirilir. Misâl olarak fenilketonüri hastaligi ile dogan çocuklarda, vücutta fenilalanin amino asidini normal yolla metabolize edecek fenilalanin hidroksilaz enzimi yoktur. Bu sebeble gidâlarla alinan fenilalanin ve bunun anormal metabolik ürünleri vücutta birikerek beyni harap eder. Bu hastaligin kontrolü için sâdece gelisme için zarûri olan miktarda fenilalanin ve normal miktarlarda diger amino asitleri ihtivâ eden endüstriyel gidâlar (mamalar) dogumdan îtibâren kullanilir. Yas ilerledikçe uygun perhizlerle normal gidâlara geçis mümkündür. Bu geçis tamâmen hekim kontrolünde yapilmaktadir.
İdeal kilo hesabında BKİ Yöntemi
İdeal kilonun hesaplanmasında türlü yöntemler var. Bunlardan biri de boyunuz ve kilonuzun ölçülerini kullanarak hesaplanan “Beden Kitle İndeksi” yani BKİ…
Marmara Üniversitesi (MÜ) Sağlık Eğitim Fakültesi Sağlık Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emel Alphan, zayıflık ve şişmanlığın enerji dengesizliği sorunları olduğunu belirterek, ”Beden kitle indeksinizi (BKİ) hesaplayarak ideal ağırlığınızı bulabilirsiniz” dedi.
Prof. Dr. Alphan, vücuttaki çeşitli faaliyetlerin enerji harcanmasını gerektirdiğini anlatarak, hayatın sürdürülebilmesi için bu faaliyetler kadar enerjinin harcanmasının zorunlu olduğunu belirtti.
Hareketin artıp sıklaşmasıyla kişinin enerji harcamasının da arttığını ifade eden Prof. Dr. Alphan, şunları söyledi:
”Günün önemli bölümünü evde veya büroda oturarak geçiren kadınlara yaşlarına göre 1650-1850 kalori yeterliyken, ağır iş yapan kadınlar günde 2600-2850 kalori almak zorundadır. İnsanın enerji gereksinimi yaşam şekliyle yakından ilgilidir. Büyüme sırasında, bebek ve çocukların enerji gereksinimleri büyüklerden daha fazladır. İlk yaşta vücut ağırlığının kilogramı (kg) başına 100 kalori alınması gerekirken, 7-9 yaşında bu 69-78 kalori düzeyine düşer. Yetişkinlikte ise, hafif işler yapan bir kadının kg’ı başına harcaması gereken enerji düzeyi 30-33 kaloridir.”
ENERJİ DENGESİNİN ÖNEMİ…
Prof. Dr. Alphan, ”insanların zayıf veya şişman olmalarının nedeninin alınan ile harcanan enerji arasındaki dengesizlikten” kaynaklandığını vurgulayarak, şu bilgileri verdi:
”Zayıflık ve şişmanlık enerji dengesizliği sorunlarıdır. İnsan harcadığı kadar enerji alırsa, vücut ağırlığını dengede tutar. Alınan enerji harcanan enerjiden çok olursa, fazladan tüketilen besin öğeleri yağa dönüşerek vücutta birikir ve şişmanlık oluşur. Alınan enerji harcanandan az olursa, vücutta biriken yağ harcanır ve zayıflık oluşur.
Enerji ihtiyacı, kişinin boyu, vücut ağırlığı, yaşı, cinsiyeti ve fiziksel aktivitesine göre hesaplanmalıdır. Şişmanlığın ölçülmesinde boy ve ağırlık ölçüleri kullanılarak çeşitli formüller geliştirilmiştir. Günümüzde en geçerli olan ölçüm beden kitle indeksidir (BKİ). BKİ; vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanır. BKİ’nizi hesaplayarak ideal ağırlığınızı bulabilirsiniz.”
Prof. Dr. Alphan, yaş ilerledikçe doğal olarak BKİ’de artış olabileceğini vurgulayarak, 19-24 yaşları arasında arzu edilen BKİ’nin 19-24 arasında bulunması gerekirken, 65 yaşın üzerinde 24-29 arasında tutulmasının uygun olduğunu söyledi.
Yaşlara göre uygun BKİ değerleri de şöyle:
Yaş BKİ
19-24 19-24
25-34 20-25
35-44 21-26
45-54 22-27
55-65 23-28
65+ 24-29
İdeal ağırlığı tespit etmek için BKİ formülünden yararlanılabileceğini kaydeden Prof. Dr. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı:
”İdeal ağırlık; kişinin yaşına göre ulaşması istenen BKİ değerinin, boy uzunluğunun metre cinsinden karesi ile çarpılmasıyla elde edilir. Bu formüle göre; 1.60 metre boyundaki bir kadının BKİ’sinin 24 olması isteniyorsa, bu kişinin ideal ağırlığı 24x(1.60)?= 61.4 kilogramdır.”
BUGÜN K.K.T.C.’NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ :-)

Bugün Kuzey Kıbrıs’ın Kuruluş yıldönümü.
Peki bugünlere nasıl gelindi?Kısaca tarihçeye bir bakalım isteseniz:
1960′da Kıbrıs’ta yaşayan Rum ve Türk cemaatleri arasında kurulan ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti yaşanan iç çatışmalar sonucu sürdürülemez olmuş ve 15 temmuz 1974 tarihinde Yunan cuntasının Kıbrıs’da darbe yaptırması sonucu gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ardından gerçekleşen İkinci Barış Harekâtı’nın hemen ardından 25-26 Ağustos 1974 tarihinde BM Genel Sekreteri Kıbrıs’a gelmiş ve toplumlar arasında ikili görüşmelerin başlatılmasını istemişti. İkili görüşmelerde varılan mutabakat gereği nüfus mübadelesi yapılmış ve Rumlar güneye Türkler ise kuzeye geçmiştir. Böylece iki bölgeli ve iki toplumlu bir federal yapı için uygun ortam sağlanmış oldu. 13 Şubat 1975 günü Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilanı Doktor Fazıl Küçük tarafından açıklanarak gerçekleşti. Amaç federal bir Kıbrıs Devleti yaratmaktı ancak bu gerçekleşmediğinden 8 yıl sonra Türkler yol ayrımına giderek kendi cumhuriyetlerini kurmak yoluna girdiler.
15 Kasım 1983 tarihinde KKTC’nin ilanı gerçekleşti. Türkiye, Pakistan ve Bangladeş KKTC’yi ilk tanıyan ülkeler olup Türkiye dışındaki ülkeler daha sonra bu tanımayı geri çekmişlerdir. KKTC’nin kuruluş bildirgesini kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş okumuştur. Bu bildirge aşağıdaki gibidir.
“Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden, doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamalarına inanan, bu inanç içinde, Kıbrıs Türk Halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran 1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan, ırk, milli menşe, dil ve din gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden, Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de, Orta-Doğu’da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, huzur ve güven içinde yaşama ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan, aynı adada yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmanın mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığının bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip, kolaylaştırabileceğine kani olan, iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşmacı bir politika ile çözümlenebileceğine inanan ve bu amaçla müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş bulunan zirve toplantısının bu açıdan yarar sağlayacağına inanan Meclisimiz, Kıbrıs Türk Halkı adına, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ve ‘bağımsızlık bildirisini’ onaylar”. 
Daha sonra yapılan referandum sonucu halk KKTC Anayasasına büyük bir çoğunlukla evet demiştir. Yıllarca süren toplumlararası görüşmelerden bugune değin herhangi bir sonuç çıkmamıştır. En son BM Kıbrıs Çözüm Planı ile iki toplum arasında yeniden birleşme imkânı da referandum’da Türklerin “evet”ine karşı Rumların “hayır” demesi sonucu gerçekleşmemiştir.
SUYUN HAYATIMIZDAKİ YERİ VE SAĞLIK AÇISINDAN ÖNEMİ
